Mesele Sadece Oyun Değil #4: Sınırların Ötesindeki Bir Sosyalleşme ve Oyun Deneyimi: Pub Story

Mesele Sadece Oyun Değil #4: Sınırların Ötesindeki Bir Sosyalleşme ve Oyun Deneyimi: Pub Story

Mesele Sadece Oyun Değil’in
haziran ayı konuğu Bora Öğünç’le insanların sosyal hayatta yeni insanlarla
çekinmeden tanışabilmesi fikrinden doğan Pub Story’nin Türkiye ve dünyadaki
gelişiminden ve geleceğinden bahsettik. Eğlenceli sohbeti için kendisine çok
teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz.

Hacettepe
Üniversitesi’nde felsefe lisansı, ODTÜ ve TRT’de radyo programcılığı, Foiegras
Media’da içerik yönetmenliği, bikafalar, ListeList, Tezgahçılar ve tabii ki Pub
Story! Farklı gibi görünseler de yaptığınız tüm işlerin içerisinde iletişim
var. Planlı olarak mı iletişimin farklı yöntemlerini deneyimlemek istediniz?

Yok vallahi ya, hiç planlı değildi.
Radyoculuk tarafı ortaokul ve lise zamanlarından büyük hayalimdi, işe dönüştü.
Felsefeyi de sadece sevdiğim için okudum. Geri kalanların hepsi hoş tesadüfler
diyelim.

Üniversite
öğrencisi Bora bugüne gelirken zamanın ve tecrübelerinin etkisiyle neler
kazandı ve kaybetti?

Zor soru. 
Geçen Ticket kartımı kaybettim, ona çok üzüldüm mesela sayılır mı? Şaka
şaka… Eğer daha büyük çerçeveden bakarsanız o yıllardan bu yıllara, yaş
ilerledikçe, yaşlandıkça diyelim kaybettiğiniz en önemli şey “gazınız”,
kazandığınız en önemli şey ise sakinliğiniz oluyor.

Geleceğe
yönelik kişisel planlarınız ve hayalleriniz neler?

Çok fazla plan yapan ve hayal kuran biri
değilim. Artık bunları daha naif ve basit şeylerde aramayı öğrendim açıkçası.
Basit şeyler; refah ve sağlık içinde bir hayat, mutlu çocuklar, aşk ile geçen bir
ömür. Bir de şu an içinde bulunduğum ortam, kafama uygun insanlarla birlikte
kafama uygun şekilde üretim yapabildiğim bir yer. Bunun hiç bitmemesini hayal
edebilirim…

“Yapmasaydım
hayatım bambaşka olurdu” dediğiniz bir hikâyeniz var mı?

2010 yılında Ankara’da hayatım acayip
yolundaydı. Radyodaki işimden acayip memnundum, yaşıma ve döneme göre fena para
kazanmıyordum, müthiş takılıyorduk. Sonra bir anda – nasıl oldu cidden
bilmiyorum – askere gidip hemen arkasından İstanbul’a taşınma kararı aldım. Sonraki
yıllarda “neden İstanbul’a geldin?” diye soranlara “bilmiyorum ki sanırım b.k
vardı” diye cevap verebildim. Sanırım gelmesem hayatım bambaşka olurdu.

2017
yılında Hande Aykun ile birlikte Pub Story’yi kurdunuz? Kağıt üzerinde kolaymış
gibi görünse de ortak bir işe adım atmak o kadar da basit olmasa gerek. Peki
Hande Hanımla siz nasılsınız?

Bu işlerin esas önemli noktası – işten bile
daha fazla – ortak değerlerde buluşmak oluyor. Bu anlamda çok uyumlu bir
ikiliyiz. İkimiz de ortak şeylere değer verip, ortak şeyleri içimize
sindiremiyoruz. Bu çok rahatlatıcı.

Pub
Story fikri nasıl ortaya çıktı? Pub Story bir ihtiyacın ürünü müydü yoksa
çılgınca bir fikir miydi?

Benim eski eğitim şirketimde defalarca “Bar
Oyunu” akşamları yaptık. Orada bir sürü farklı oyun tasarladık, dinamiklere
baktık, test ettik, beyin fırtınaları yaptık. Sonrasında bu işte acayip bir
potansiyel olduğunu düşündük ve her şeye baştan başlayarak yeni bir marka
ortaya çıkarttık. Şu an farklı bir odağımız olsa da, Pub Story fikrinin ilk ortaya
çıkışı insanların sosyal hayatta yeni insanlar ile “kasmadan” tanışamaması
sorunu üzerine çıkmıştı
.

Şu an
kaç kişisiniz? Türkiye’de ve dünyada neler yapıyorsunuz?

İstanbul’da 10, Ankara’da 4 kişi tam zamanlı
olarak Pub Story ile ilgileniyor. Etkinliklerden öte insanların kendi
arkadaşları ile oynadıkları 3-4 kişilik oyunlara odaklanmış durumdayız. 4-5 ay
önce bu özelliği getirdik ve elde ettiğimiz data beklediğimizden çok daha
yüksek oldu. Çılgınca bu alanı büyütmeye kasıyoruz. Yaklaşık 6 aydır Amerika’da
etkinlikler yapıyorduk. Şimdi bu özelliği daha da büyütmeye başlayacağız.

Pub
Story’deki dönüm noktamız dediğiniz bir olay var mı?

Pub Story’nin dönüm noktası kesinlikle
connected2me Ekibi ile yollarımızın kesişmesi. Ankara Cyberpark’ta bir ofise doluşmuş
dahiler olarak görüyorum kendilerini. Türkiye’nin en iyi mobil yazılım ekibi
olduğuna dair her iddiaya girerim.

Tanımadığınız
insanlarla tanışma yani aslında “sosyalleşme” ülkemizde garipsenen ve aslında o
kadar da kolay olmayan bir durum. Bu zorluğun üzerine bir de en büyük tabumuz
olan erotizmi oyunlarınıza dahil edebiliyorsunuz. Peki bu konuda sorun
yaşadığınız, erotik sansür uygulamak durumunda kaldığınız ya da görevleri
yumuşattığınız zamanlar ya da şehirler oluyor mu?

Erotik sansürü sadece şirket etkinliklerinde
uyguluyoruz. İnsanlar direktörlerinin seks hayatı hakkında bilgi edinmek
istemeyebilir. İş ortamlarında olan etkinliklerde hiç erotizm olmuyor.

Pub
Story deneyimini dünyanın farklı şehirlerinde de deneyimlediniz. Kültürel
farklılıklar, oyun oynama alışkanlıklarını da etkiliyor mu?

Elbette etkiliyor; ama biz görevleri yazarken
kültürel değerlerden ziyade içgüdülere odaklanmaya çalışıyoruz. İki arkadaş
arasındaki çatışma, sevgiline söylediğinde yanaklarının al al olacağı bir
cümle, erotizm, anlatılan hikayeler ve daha birçok şey. Dünya üzerindeki her
insan için aynı duyguları harekete geçiren şeyler. Bunları bulmak çok keyifli.

“Out
Of Office” adlı kurumsal oyun gecelerinde kartvizit bırakarak içeri giren beyaz
yakalı konuklar daha sonra bir iş görüşmesinde ya da kurumsal hayatta bir araya
gelebilme ihtimalleri olan kişilerle nasıl rahatça oyun oynayabiliyorlar?
Title’larının ve kurumsal alışkanlıkların yarattığı kısıtlamaları yenmelerine
neden olan şey sizce ne?

Oynama güdüsü. Bir çocuk, bir kedi hayal
edin. Önüne bir oyuncak attığınız anda tek gerçekliği o olur, geri kalan her
şeyi unutur, anı yaşar ve sadece oyunu umursar. Yetişkin insanların da aslında
onlardan bir farkı yok. Onları oyunun içine aldığınız anda sadece oyunu düşünüyorlar.

Geçtiğimiz
aylarda Didem Soydan Challenges You gibi çok özel bir parti yaptınız. “Yasaksız
Hikayeler & Yasaksız Görevler” gecesinden aklınızda kalan en çılgın
hikayeyi anlatır mısınız? Peki yakın dönemde gerçekleştirmeyi planladığınız
böyle bir gece var mı?

En çılgın hikayeyi anlatırsam hem siz
yanarsınız hem biz yanarız. Eylül, ekim gibi böyle bir etkinlik daha
yapacağız sanırım.

Keyifli
bir röportajdı. Röportaja göstermiş olduğunuz ilginizden ötürü size çok
teşekkür ettiğimizi belirtmek isteriz.